31 Oca 2013



Bir şeylerden iyi anlayan birisin sen ama beni anlayabildin mi?

Bizim seninle neyi değiş tokuş ettiğimizi?

Bana verdiğin benden aldığın,

Tenin tuzu ve bir sürü kelimeler.

Sırı dökülen eski bir yemini bozuyorsun şimdi

Artık açmayacağım saçlarımı demiştim ben

Kimsenin ama kimsenin ellerine

Kimse etime giremeyecek.

Ben Butimar gibi; denizden su içen, denize aşık o kuş gibi,
Deniz biter korkusundan, denizin yanı başında, susuzluktan ölmeyeceğim.

Ben aşktan ölmeyeceğim bir daha.

Ama hayat gene büyük

Gene çok.

Ne çok kilit kırılıyor bir öpüşle.

Şimdi baksan tenimin içini görürsün.

Kuşların şarkıları ve göğsümde bir gül

Kıpkırmızı patlıyor.

Soluğum şimdi bir kuğunun beyaz kanatları.

Sen gel çığlığımdan öp beni, karnımdan öp,

Yanan yerlerimden, ıslak yapraklarımdan öp

Yeni yaralar aç, yeni yaralar bırak bana,

Denizi izlemeyeceğim artık ben

Denizi içeceğim...

Denize itimat lütfen,

Gökyüzüne bir de varsa aşka inan.

Çünkü ölüm var.

Evet ama hayat da var!


Seni özledim.
Sesim yorgun görüşemediğimiz günlerden
ama beklemenin şarkısı da güzel
Sözlerin konuyor ellerime, saçlarıma beyaz kuşlar gibi
Sesinden öperim

30 Oca 2013

Hessam Abrishami


Kendi kendime mırıldanıyorum şimdi. Ben ne yaptım? Ben ne yaptım? Ellerime bakıyorum. Ben bu dokunuşla nasıl başa çıkarım? Hayır. Aşkımız benim hatırladığım gibi. Ben ne hatırlıyorsam o. Gözlerime, duyduklarıma inanmamayı öğrendim. Eskiden dünyaya inanıyordum. Çok fazla olanaksızlık var. Evet. Ama aşkımız tam hatırladığım gibi. Ellerime bakıyorum. Dokunduğun. Ben ellerine inanıyorum. Sana inanıyorum.

Oskar Kokoschka


'' Bir idam mahkumu, ölümünden bir saat önce, galiba şöyle düşünmüş: eğer yüksek bir yerde bir kayanın üzerinde, ancak iki ayağını koyacak kadar daracık bir yerde oturması gerekse; çevresinde uçurumlar, okyanuslar olsa, sonsuz karanlıklar, sonsuz bir yalnızlık, bitmez tükenmez fırtınalar sürüp gitse bile, o, bir arşıncık yerde ömrü boyunca, binlerce yıl, hatta kıyamete kadar ayakta dursa, yine de öyle bir yaşam, o anda ölmekten daha iyidir. yeter ki yaşasın! nasıl olursa olsun yalnız yaşasın! ''

Dostoyevski

Chris Cleave


'' Bir yara izinin asla çirkin olmadığı konusunda bana katılmanızı rica ediyorum. Yara izini yapanlar bunun aksini düşünmenizi isterler. Ama siz ve ben,onlara kafa tutma konusunda bir anlaşma yapmalıyız. Çünkü,tecrübelerime dayanarak söylüyorum,ölürken yara izi olmaz. Yara izi "ben kurtuldum," demektir. ''

Oskar Kokoschka

'' Anais, neler hissettiğimi sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. Sürekli bir beklenti içindeyim. Sen geliyorsun ve zaman su gibi akıp geçiyor. Senin varlığının anlamını ancak sen gittikten sonra anlıyorum. O zaman da çok geç oluyor. Beni sersemletiyorsun... Bunlar biraz sarhoşça, Anais. Kendi kendime, 'İşte yanında tamamıyla içtenlikli davranabileceğim bir kadın,' diyorum. Senin sözlerini hatırlıyorum: 'Beni aldatabilirdin. Ben de anlamazdım,' demiştin. Caddelerde yürürken bunları düşünüyorum. Seni aldatamam, ama çok isterdim bunu. Asla bütünüyle sadık kalamam demek istiyorum, yapım böyle değil. Kadınları, ya da hayatı fazlasıyla seviyorum, hangisi, bilmiyorum. Ama sen gül, Anais, güldüğünü duymak hoşuma gidiyor. Sen, neşe duygusuna, bilgece bir hoşgörüye sahip tek kadınsın. Seni aldatmam için beni zorluyor gibisin. Seni bunun için seviyorum... Senden ne bekleyeceğimi bilemiyorum, ama mucize gibi bir şey bekliyorum. Senden her şeyi isteyeceğim, olanaksızı bile, çünkü bunun için kışkırtıyorsun beni. Çok güçlüsün gerçekten. Senin beni aldatmalarını, ihanetini bile seviyorum. Bana çok soylu geliyor. ''

(A Literate Passion : Letters of Anais Nin & Henry Miller, 1932-1953)

"O sabah ağladım. Ağladım, çünkü beni Henry'den ayıran yollar, beni ona tekrar götürecekti.Ağladım, çünkü kadın olmamı sağlayan süreç, çok acılıydı. Ağladım, çünkü bundan sonra daha az ağlayacaktım. Ağladım, çünkü acımı kaybediyordum ve onu hala unutamamıştım."

Anais Nin


Senden haber yok yine. Pencereleri kapadılar. Gökyüzü içimde kaldı.

28 Oca 2013


" I do not want to be the leader. I refuse to be the leader. I want to live darkly and richly in my femaleness. I want a man lying over me, always over me. His will, his pleasure, his desire, his life, his work, his sexuality the touchstone, the command, my pivot. I don't mind working, holding my ground intellectually, artistically; but as a woman, oh, god, as a woman I want to be dominated. I don't mind being told to stand on my own feet, not to cling all that i am capable of doing but i am going to be pursued, possessed by the will of a male at his time, his bidding. "

Anais Nin

20 Oca 2013

'' Adam koltuğa oturmuştu,

Konuşuyordu. Kendi sesini dinliyordu.

Kadın saçını düzeltiyordu aynaların karşısında.

Kadının saçı boyalıydı.

Adamın sesi boyalıydı.

Bunu biliyorlardı. ''

19 Oca 2013

'' Vücudunun her bir parçasını paramparça edebilecek bir bağırışla;

-"Seni seviyorum,hepsi bu!"

Diyememenin acısını yaşarsın. ''

17 Oca 2013

underwater fairytale : underwater by elena kalis

''Sen yine de benden yana ferah tut yüreğini.
    Benim hüznüm yakasından eksik etmez çiçeğini.''

Turgut Uyar



Sabaha karşı oturup ağladınız
Ama mesela şimdi ben
Ne aradığımı bilmiyorum
Sabaha karşı oturup ağladınız
Çünki sizin aşkınız vardı
Kurumuş çiçekleriniz vardı
Aşina yıldızınız gökte
Oturup çok çok ağladınız
Ağlayıp iyi ettiniz
Size imreniyorum çünki
Çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda
Çünki yalnızlığımda öyle güzelim
Üç beş kalem insan gelip geçtiler
Biliyorsunuz bu dünya bana yetmez
Biliyorsunuz bütün kapıları omuzladım
Kimini açtım kimini açamadım
Bütün gemileri dolaştım limanlarda
Hepsi rıhtımlara bağlıydılar
Bütün adalar yitikti
sabah karşı oturup ağladınız
çünki siz bulup da yitirdiniz
ben yitirmem bir bulsam
bütün kayaları üst üste korum
ama biliyorsunuz her şey gelip geçecek
süslü kadınlar gibi oymalı arabalarda
iki vakit arasında sessiz bir çiçek
Bir dökülecek bir açacak
Sonunda cılız köprülerin öte başında
Bir benim bulamadığım kalacak
Sabaha karşı oturup ağladınız
Ama mesela şimdi ben
Ne aradığımı bilmiyorum.

8 Oca 2013


Söyleyeceklerim vardı; göğsüme gömdüm.
Bir filmde görmüştüm bunu.
Adam ellerini kadının göğsüne koyar, orada bir mayın olduğunu anlar.
Hemen kalkıp gidecek adam.
Kadın ağlayabilir. Olabilir bu.
Yatağın köşesinde oturuyor.
Kadının ağladığı anlayacak adam.
Bir sezi yalnızca yoksa gözyaşı falan yok ortada
Ellerini kadının saçlarından geçirecek adam
Sen bu aşkı uydurdun diyecek. Gidecek


Kadın susuyor
Adam gelip tutuyor kadının saçlarını
Göğsüne ağzını dayıyor, fısıldıyor, bütün kuyulara
Bir kara büyü bozulur gibi beyaz kuşlar uçuyor kadının içinden
Isınınca yeniden birbirine kaynaşan kırık parçalar gibi birbirlerini öpüyorlar
Kadını karnından öpüyor adam
Adam diz çöküyor. Kadından dökülen beyaz çiçekleri topluyor
Aynada kendi yüzüne bakar gibi bakıyor
Bir orman hızla geçiyor gözlerinden
Bembeyaz atlar dörtnala koşuyor
Adam denizini getirip kıyılarına bırakıyor kadının
Ve kadının göğsünde, suskun karnında ve yorgun saçlarında
Kuşlar cıvıldıyor.



7 Oca 2013




“ ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
daha çok işimiz var” diyorum “

5 Oca 2013

Jean Baudrillard

jean baudrillard
''Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz.
Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz.
Artık ne istediğimizi bilmiyoruz,
ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz.
Ekranlar, videolar, röportajlar arasında yalnızca başkaları tarafından görülmüş olanı görüyoruz.''

Jean Baudrillard


" Küçük bir oğlan çocuğu, bir periden, bütün isteklerini yerine getirmesini ister. peri, tek bir koşulu yerine getirmesi karşılığında bunu yapabileceğini söyler; çocuk, tilkinin kuyruğundaki kızıllığı asla aklına getirmeyecektir. “Bundan kolay ne var!” diye karşılık verir çocuk, büyük bir rahatlık içinde. “Tilkilerden ve onların kuyruğundaki kızıllıktan kime ne?”
Bütün hayatının mutlu geçeceğinden emin olarak perinin yanından ayrılır çocuk.
Peki ya sonra?
Hemen aklından çıkarabileceğini sandığı görüntüden, tilkinin kızıl kuyruğundan bir türlü kurtulamaz. düşüncelerinde, düşlerinde, her yerde bu kızıl kuyruk karşısına dikilir durur... Ne kadar gayret ederse etsin bir türlü ondan kurtulamaz. Bu saçma, anlamsız ve bir o kadar da inatçı görüntü olmadan tek bir an bile geçmez olur artık. kurtulmak için gayret gösterdikçe aklına takılıp kalır bu kuyruk... Perinin vaatlerinden mahrum kaldığı gibi yaşama sevincini de yitirir zavallı çocuk... Kimbilir belki de ölürken bile yakasını bu kızıl kuyruktan kurtaramamıştır."

1 Oca 2013



Göğe bakıyorum ve hatırlıyorum.
Saklı yerlerinde son nefes
Saçlarıma kadar çıplak
Uçuyorum
Ve yalnızca
Bir kelebek var göğüslerimin arasında.



Nehirlerimin sana doğduğu yerlerde

Artık ölüm yok

Biliyorsun…


" Çiçek. Çiçek satıcılığıyla başlamışım serüvenlerime. İplere dizili çiçekler ve çocuklar, gül kurusu. Ama nasıl da büyülüymüşüm o zamanlar, bir pericik yüzünden bakılamazmış. Boş arsaları vardır yaz gecelerinde hafifsi malta hummalarının. Kış gecelerinde de sonsuz beberuhili sanrıların harabeleri. Sonra taştan geçit. Elli yaşlarında bir cadının çekmecesinde yaşıyorum, çivilenmiş. -Gerçekten, yaşıyor muyum acaba? Mevsimin ne olduğu bilinmiyor ve ben pek üşüyorum."

Ece Ayhan