9 Ağu 2010

Senin bende benim sende
bunca uzaktan başardığımız yıkımı
hangi ''deprem'' becerebilir?
ve artık kimse ölmüyorsa aştan
bir insan ''ne'' için ölebilir?

2 yorum:

meltem dedi ki...

yapmayın etmeyin

gazat getirmeyin

bu blogun neredeyse tamamı aşk yüzünden çekilen acılarla dolu

bi de ölümü nerden çıkardınız

aşk , beklenmedik ölüm ve zorunlu doğum süreci

beklemediğin anda geliyor

ayrılıkla yeniden diriltiyor

ha ayrılık da olmayabilir tabii

ama o zaman kurulan birlikteliklerin de cennet mi cehennem mi oldugu tartışmalı


cicim ayınızı seveyim sizin. :)


günaydın :)


p.s: bu blog böyle modern ve fakat hüzünbaz (evet hüzünbaz, böyle de hınzır bi kalemim var) bi blog olarak ünlenecek olursa eğer, ne biliim böyle mango etiketli depresyon hırkası giyen kirli saç kızlarımızın arasında, allah korusun msn iletilerinde görünürse, o zaman nasıl reklamını yapacagımızı buldum:

seziland: ofis stresinize ilaç

Sezi dedi ki...

ölüm biryerden çıkmadı. o hep olduğu yerde... hayattan çok daha yakın bize.
bir insanın ne için yaşadığı onu tamamlar ama ne için ölebileceği de gayet esaslı bir tanımıdır o hayatın. ölüm hayatın neşesinde bile...
ayrılık aşkın kendisinde zaten.
ben ne ölümü ne de aşkı çoğunluğun algıladığı gibi algılamıyorum.
aşk acısını da , aşkı da.

gaza gelelim
sözler derinleşsin
sonra neşemizi de daha bir güzel yaşayacağız:)

ben depresif biri olmamakla birlikte kimliğimin gölgelerini yazılarla dengeliyorum sanırım.